19 Ekim 2014 Pazar

Pembe Rüyalar


Tam 10 gündür, hafta sonunda devam eden yurt dışı yıllık toplantılarla birlikte aralıksız çalışıyorum. Cuma'nın Cuma olması motivasyonu dışında, son 4 gün "Ama ben çok yoruldum!" haykırmalı ağlama krizlerine girdim. Ne yediğimden bir şey anladım ne de içtiğimden. Ne işe odaklanabildim ne de özel hayatıma ("Özel" ne demekse?! Bu da kapitalizmin bir kandırmacalı beyin yıkama durumudur yani! Özel değil "asıl", "gerçek" hayat o ya aslında! "Genel" ve "doğal" diye empoze edilen "iş hayatı" değil yani?!!! Neyse!). Bir de işimi sevenlerdenim. Diğer türlüsünü hiç düşünemiyorum!





Günler, "keyiften" ve "andan" çooooook uzak, öylece geçti işte. O 10 gün, kayıp resmen.

Tüm bu her dakikası "ansız" geçen her bir günde, şiştikçe de şiştim. Öyle böyle değil!!! Tartıya çıkamıyorum, mezuraya dokunamıyorum, o derece!

Her şey iş hayatı ve metropol temposu yüzünden mi?! Biraz da öz eleştiri mi yapsan acaba Sevgili Bikini?!

Yemeği abartmadın farkındaysan. Suyunu da içtin. Olabildiğince aktiftin de. Düşünüyorum da, tatilde yediklerini yesen ve yaptıklarını yapsan, yemin ki 100 kilo olurdun! 

Konu ne biliyor musun???
UYKUNU YETERLİ AL-MI-YOR-SUN!!!






"Hafta sonu nasılsa uyurum!"'larla olmuyor işte Bikini. Bak, hafta sonu çalışınca, yani o hafta içi maratonundaki gibi sabah 06:00'larda uyanınca, toptan bittin!!!

Hem, "hayat" demek olan uyku depolanamıyor ki! Hafta içi akşamları, "biraz daha oturayım"'lar ile aklınca daha fazla yaşadığını zannediyorsun, ama ömründen yiyorsun, bilesin hani.






Ya kızım, sen mazoşist misin nesin? Töööbbeeee.."Uyku Yoksunluğu" bir psikolojik işkence yöntemi! Uykusuzluk insanı, susuzluk ve açlıktan bile daha zor bir ruhsal ve fizyolojik duruma soktuğunu biliyor musun?! İdrak, algı, anlama yok oluyor; düşünce, odaklanma, konsantrasyon diye bir şey kalmıyor; hafıza sizlere ömür!

Uykusuzken, sağlıklı düşünemez ve kararlar da alamazsın da, oldu ya sen tüm gün sonuna kadar alkali oldun, 3 litre suyunu içtin, toplamda günlük 10,000 adımını da attın ve en şahane yogalarını da yaptın, günde 7 saatten az uyku ile hiçbiri tam sağlıklı olmanda işe yaramıyor! Daha yeni kendin yazdın "Detoks Nedir? Ne değildir?!"'de, "Yeterli uyku, detoksun ilk şartıdır!" diye. Gel sen bir tüm yazdığını tekrar oku istersen buradan!!!


"Harvard School of Medicine"'den uyku tıp profesörü Charles A. Czeisler'ın Harvard Business Review makalesinde, günde 4-5 saatlik uykunun, kanda %0.1 oranında alkol etkisi yarattığını ve o derece de bedene zarar verdiğini anlatıyor. Uykusuz bir günde ne kendindesin, ne de sağlıkta yani!!!





7 saatten az uykuyla geçen her bir günün, kadınlarda daha da ciddi sağlık risklerine neden olduğunu anlatıyor Leah Hardy, Susie Rogers ve Dr. Daniel Sister "Your Hormone Doctor" kitabında. Yeterli uyku alamayan kadınlar üzerinde yapılan araştırmalarda, daha yüksek inflamasyon, kolesterol, insülin ve kan şekeri değerlerine rastlanıyormuş. Şişmanlık, diyabet, tansiyon, hafıza kaybı ve kalp krizi sebebi yani. Dahası, kronik kortisol fazlalığı, bağışıklık sistemini mahvediyor; erken yaşlanma ve her tür kansere sebep oluyormuş!!! Ya, beynimize ettikleri... "Bunak!" ya da "Küçük beyinli!" türlü sözlere maruz kalma sebebi!!! 




Kaynak: The Huffington Post


Bak bu iş çok ciddi! Lamı cimi yok! Her akşam o en az 7 saatlik uyku a-lı-na-cak!


Tamam yılların alışkanlığı var! Öyle de kolay değil! "Hadi uykuya!" ile hemen olmayacak yani! Çocukların bile oturası geliyor uyku saatinden sonra! Direk "Zıbar!" diye çıkışsam mı acaba kendime? 

Cameron Diaz ablamız, "The Body Book" kitabında, Fitness'ın bir parçası olarak gördüğü UYKU alışkanlığını, geliştirdiği UYKU SAATİ RİTÜELİ ile yakalamış. Ben de kendiminkini geliştireyim. Bizim neyimiz eksik! Heh! :-)


Şimdi, önce "Zayıflatan Güzellik Uykusu"'nun kurallarını buradan tekrar bir okuyayım.

Saat 23:00'te uyumuş olmak gerekiyor. Öyleyse saat 21:30'a kurayım ben "Haydi Uykuya!" alarmımı! Öyle ya, sabahları seve seve uyanmak için nasıl alarm kuruluyorsa, uyumak için de aynısını yapmalı! Ha, bu arada, yarının giyecekleridir, Sassy'dir (çoktandır yapmıyorum ya), sabah işe götürülecek yiyeceklerdir, ev ahalisine hazırlanacaklardır, ev işleridir, başka ne varsa, eve gelir gelmez yapıla, ki, UYKU SAATİ RİTÜELİMİZ bozulmasın!

Aslında, bir süre, sadece ve sadece buna odaklansam çok daha iyi olacak! Her şeyden, ama her şeyden en önemlisi, yatağa zamanında gitmek bundan sonra!


21:30 İşe nefis bir RELAX çayı hazırlamakla başlayayım. Yayılan o müthiş Melisa kokusu eşliğinde güzel bir kitap okuyayım.



22:00 Yatak odasının balkon kapısını sonuna kadar açayım, havalansın. Duş işini akşama alayım ben. Deniz mineralleri içeren Palmolive Thermal Message ile sıcak bir duş, Fransız Kadınlar'ın "Bonne nuit!" Masajları ve yüz bakımları gelsin. Dişler fırçalansın.


22:30 Derin bir uyku için şahane bir Yoga:




22:45 Sirkeli Suyum.


22:50 Mis gibi yatağımdayım. Başucumda duran Sihirli Taşımı alır, bugün olan en güzel şeyi düşüne koyulurken... zzzZZZZZZZ...

Şşşşşş... Pembe rüyalar...






8 Ekim 2014 Çarşamba

Detoks nedir? Ne değildir?


"ŞOK DİYET"'lerin adı "DETOKS" oldu ya?!!! Pesssssss!

Ayıptır! Yazıktır! Günahtır!
Caniliktir! Katliamdır!!!!!
Geleceği yok etmektir!!! 

"Saf Protein" "DETOKSU"!!!
"Muz-Süt" "DETOKSU"!!!
"Meyve-Yoğurt" "DETOKSU"!!!
"Kiraz-Yumurta" "DETOKSU"!!!
"Ayran" "DETOKSU"!!!

Ve daha bir sürüsü...

Arkadaş, bunların hepsi, sağlıkla yakından uzaktan alakası olMAyan, dahası, insanı zehirleyen, yaşlandıran, KANSER eden "ŞOK DİYET"'lerdir!!!

Sen bunlara popülizme yakışır "ŞOK! ŞOK! ŞOK!" de! Temizlenme, arınma olan güzelim "DETOKS" sözünü karıştırma!!!
"Bilinçsizlik" diyeyim, başka türlü düşünmeyi aklım almıyor!!!

Hayır, aklımdan türlü Amerikan oyunları geçiyor ya, neyse!!!






Detoks, "de-toksifikasyon"'un kısaltması olarak, canlı organizmalardan toksinlerin temizlenmesi, arındırılması işidir.


Malum, günümüzde yeryüzü tamamen toksik. Hava ve çevre kirliliği, kimyasallar, tarımda kullanılan zehirli maddeler, katkı maddeleri, ağır metaller ve hiç eksik olmayan elektromanyetik alanlar, yani metropol hayatın kendisi tamamen toksiktir. 

Hepsini geçiyorum, bedeni en zehirleyen şey, modern çağın hastalığı stresin ta kendisidir. Tamamen toksiktir; tüm hastalıkların ana sebebidir.

Dolayısı ile gerçek bir detoks, şehirden kaçıp, deniz kenarında (temiz deniz suyu ve tuzu şifadır) dinlenme inzivalarına geçmek ile başlar.






Dinlenmek, detoksun ilk şartıdır. Dinlenmenin en başında da, metropol yaşam hayatında lüks kaçan, yeterli uykuyu almak gelir.

Yapılacak spor, temiz oksijenin bedeni şahanesiyle toksik atmaya programlayan nefes egzersizleridir, yogadır, açık havada yürüyüşlerdir. Ağır egzersizler, bedenin kendi kendini yenilemesini engelleyeceğinden, yapılmaz. Çok ağır egzersizler zaten toksiktir.

Toksik atılım, saunalar, spalar, hamamlar, masajlar ile desteklenir.



Hollywood ünlülerinin Bodrum'daki Detoks Merkezleri'ne akın etmeleri bundandır.






Tüm bu dış etkenler dışında, vücudumuz kendisi, doğal çalışmasından toksinler üretir. Bunu, en sevdiğim ve en anlaşılır hali ile, Prof. Dr. Osman Müftüoğlu "Hayatı Uzatmanın Sırları" kitabında şöyle anlatır:
Yediğimiz, içtiğimiz her şeyin ve soluduğumuz havanın temel amacı enerji üretimidir. Elimizi kolumuzu hareket ettirebilmek, düşünebilmek, kalbimizin atması, solunum sistemimizin çalışması için enerjiye, yani yakıta ihtiyacımız var. Yakıt alındığında, bunun enerjiye dönmesi için yanması gerekir. Şunu unutmayın, nerede bir üretim, bir ateş varsa, orada kül ve duman olur.

Bu atıkların vücuttan atılması gerekir. Atılmazsa, tüm hücre, doku ve organlar paslanır: Oto-toksik-asyon yani Asitlenme veya ZEHİRLENME olur. Selülite bile sebep budur! (Dikkat çekmek için bazen ne yapacağımı şaşırıyorum! "Selülit" ile kalplere ulaşasım var. :-)))

İşte, detoksun amacı da, o selülitleri önlemek, hatta olanı da yok etmektir. :-p


Şimdi, olay şu: sindirim sistemini bir süre rahat bırakıyoruz, yani vücudun yeni toksinlerle boğuşmasını önlüyoruz ki, o muhteşem beden, böylece, tüm gücünü, enerjisini, vitamin, antioksidan ve enzimlerini, kendini onarmak için harcasın.


Temelde, en iyi detoks, antik dönemlerde, atalarımızın tuttuğu, Tam Oruç yani Su Orucudur. Atalarımız yanılmıyor elbet; su, gerçek, canlı, yani Alkali su, detoksun ilk adımıdır. Susuz, temizlik olmaz. Amma velakin, bizler o kadar çok toksine maruz kalıyor, o kadar az gerçek besin alıyoruz ki, bugün Su Orucu tutmak maalesef çok tehlikeli.





Enzim ve vitamin de aldığın Yeşil Sebze Suyu detoksu, biraz daha uygun gibi gözüküyor. Bu detoks, sadece sebze sularından ibaret değildir. Bu detoks programına, mineral, lif, bitkisel laksatifler, probiyotikler ve bir sürü daha besin takviyeleri eklenir. Dolayısı ile, böyle iddialı bir detoksu, profesyonel bir detoks merkezinde yapmak uygundur. Kaldı ki, günlük hayatını sürdürürken kesinlikle uygulanmaz. Hele hele işe falan hiç gidilmez. En ufak bir stres yükü, malum kortizol, bedeni allak bullak eder. Ayrıca, saat başı tuvalet ziyaretleri hedefli, Yeşil Sebze Suyu yanında, tüm gün Alkali su da içilmeye devam edilir. Günlük hayatını devam ettirebiliyorsan, buyur et.



Daniel Reid'in "Detoks" kitabında şahanesiyle anlattığı üzere, temel detoks stratejisi, tüm asit formlu gıdaları ve içecekleri elimine etmek ve vücudun detoks konumundayken ihtiyaç duyduğu gerekli gıdaların karışımını sağlayan birkaç basit alkali besini tüketmek ve çokça Alkali su içmektir.


Her şeyden önce (tüm bilinen zehirli yiyecek ve içecekleri zaten elimine ettiğimizi düşünerek), detoks süresince et, yumurta, süt ve süt ürünleri de dahil olmak üzere tüm hayvansal gıdalar, diyetten çıkarılmalıdır. Bütün hayvansal ürünler, sindirim ve kan için son derece asitlendiricidir. Aynı zamanda bağırsaklarda, yüksek oranda çürütücü atıklar oluşturur. Beden onları temizlemek için uğraşır da uğraşır.
  
Tüm ana tahıllı besinler asit oluşturdukları ve sindirilmek için büyük miktarda enzim ve enerji gerektirdikleri için, ya hiç tüketilmemeli ya da detoks boyunca kesinlikle sınırlandırılmalıdır. Tüm buğday ürünleri tamamen elimine edilmelidir; buğday yalnızca en fazla asit üreten tahıl değil, aynı zamanda detoks sırasında alerjik reaksiyonlara da sebep olabilir.

Yeri gelmişken, gıda alerjileri, intoleranslara sebep yiyecekler (inek sütü ve ürünleriglüten, alkol, şeker, kafein gibi), sindirimi en zorlayanlardır. Bedeni dinleyip, uzak durmakta fayda var.

Tüm tahıllar filizlendirildiklerinde aksine tamamen alkalik yapıcı olurlar. Filizlenme onları gerekli besinlerle, aktif enzimlerle ve enerjiyle dolu yaşayan besinler haline sokar. Bu yüzden taze filizlenmiş tahıllar her zaman detoksa dahildir.







Taze kabuklu yemişler ve tohumlar, bitkisel protein, gerekli yağ asitleri, vitamin ve mineraller açısından eşsiz kaynaklardır, fakat içlerinde kendilerini çürümeden koruyan doğal maddeler, onların midede sindirilmelerini engelleyerek, fermente olmalarına, gaz ve asidik atıklar üretmelerine sebep olur. Tek istisna, en faydalı yemiş olan müthiş bademdir. Sadece alkalik yapmakla kalmaz, insanın sağlığına ve uzun yaşamasına katkıda bulunan en faydalı besinler arasındadır. Badem, taze, çiğ ve bir gece öncesinden saf suda bekletilip, kesinlikle haşlamadan, kahverengi kabuğu ayıklanmış olarak tüketilmelidir. (Bunu da öğrenmiş oldum! Hatta tüm kabuklu yemişlerin, kavrulmamış, çiğ olması dışında taze olması pek önemliymiş. Gece suda kaldıklarında, tohumlar ve yemişler, yaşama döner ve zengin besin kaynakları açığa çıkarmış. Üstelik sindirimi zorlaştıran maddeler de yok olur gidermiş! Ay bu süpermiş!)

Anlaşıldığı üzere, detoksun iki temel taşı taze sebze ve taze meyvelerdir. Bunların sadece taze olması da yetmez, organik ya da en azından kontrollü yetiştirilmiş, genetiği değişmemiş, pestisid veya zirai ilaç kalıntısı barındırmayan ve radyasyona maruz kalmamış olmaları gerekir. Kaldı mı ki acaba, dünyada bunlardan?!!







Sebzeler iyileştirici ve tamir edici mucize besinlerdir.

Meyvelerin de temizleme ve arındırma özellikleri vardır. Ancak ve ancak tek başlarına ve aç karnına yenildikleri sürece! Taze meyveler, öylesine basit besin formlarıdır ki, midede neredeyse hiç sindirilmeden, hızla onikiparmak bağırsağına ve yarım saat içinde de kana karışmak üzere özümsenir. Midede bir şeyler varsa, meyve de midede takılı kalır. O an midede ne varsa, hepsi birlikte fermente olmaya başlar ve topluca çürürler. Temizleme ve arındırma özelliğine sahip meyveler, olur birer asidoz, toksidite ve hazımsızlık sebebi!

Bu arada, sadece meyveler ile de detoks olmaz!






Tüm bunların yanında detoksun vazgeçilmez besin destekleri de vardır.

Detoks Kraliçesi Gwyneth Paltrow'un da uyguladığı, - bu arada onun yemek kitabını da pek merak ediyorum, bir ara Amazon.com'dan sipariş edeyim, a bir de Natasha Corrett'in kitabını da hala alamadım, onu da ekleyeyim - ve bence mutlaka okunması gereken kitaplar arasında yer alan, türkçeye de "Arınma" olarak çevrilen, Alejandro Junger   detoksu destekleyen besinleri şöyle sıralar:


  • Lif
  • Probiyotikler
  • Zeytinyağı, Sarımsak, soğan, limon, brokoli, hindistancevizi yağı, zencefil ve bir sürü baharattan oluşan kötü bakteri ve mikropları öldüren Antimikrobikler
    • Her gün, mutlaka bir diş çiğ sarımsak yemeyi öneriyor. Sadece kötü bakteri, maya ve parazitleri yok etmekle kalmaz, kan şekeri düzeyini dengeler, yağ yakımını arttırır, kötü kolesterolü de dengelermiş.
    • Zeytinyağı üzerinde ayrıca durur. Ardından içilecek limonlu su ile, akşam yatmadan önce içilen 2 yemek kaşığı zeytinyağının, tüm bedeni, bağırsaklardan karaciğere kadar, müthiş bir temizleme gücü yaratacağı gibi, yağ yakımını arttır, kemikleri geliştirir, kanı düzenler, hormonal denge sağlarmış. Hala zeytinyağından uzak duranlara, ondan korkanlara şiddetle duyurulur!
  • Özellikle günlük güneşle buluşmaları gerçekleştiremeyenlere D Vitamini
  • Ve illaki Balık Yağı

Ben bu doktor amcamızın bir sonraki kitabı olan  'u, hatta yeni çıkan yemek kitabını  da mutlaka alayım.

Hala okuma fırsatı bulamadığım, Victoria Boutenko'nun Yeşil İçecekler üzerine yazılmış müthiş klasiği  de okuma zamanı gelmiştir. Daha bu ay çıkan yepyeni kitabı 
 'ı da acilen edinmek gerekir.



Bu arada, bir detoks programına başlamadan önce mutlaka bedeni hazırlamak gerekir. Şeker, nişasta, işlenmiş gıdalar, kimyasal katkılar, uyuşturucu derecesinde bağımlılığa sebep olduğundan, öncelikle bunlardan kademeli olarak kurtulmak lazım gelir. Yoğun detoksun alkalik konumuna aniden geçmek, vücutta, çok tehlikeli olan ve "soğuk hindi" olarak bilinen, yoksunluk semptonlarına sebep olabilir. Aman! En az bir hafta öncesinde yavaştan asidik yiyecek ve içeceklerin alımını durdurmak ve bedene adapte olma zamanını tanımak en şahanesidir.


Son olarak, detoksun amacı kilo vermek değildir. Müthiş sağlık, gençlik, yenilenme ve hayat enerjisidir gerçek hedef. Muazzam beden şekli, o ulaşılan sağlık ve gençlikle kendiliğinden gelir.







21 Eylül 2014 Pazar

"Sihirli" Alkali Su


Kilo: 55,6
Bel: 69 cm

Ne istersem yedim, hatta içtim. Ona rağmen bir haftada 1 kilo vermişim ve bel 1 cm incelmiş şahanesiyle. Yeniden, yavaştan ama sağlamca, inceliğe yol aldım huzurla...

Biraz minnet, bir sihir.. Ve hayatıma kattığı muhteşem mutlulukla...

Meğer ne çok "şanslı", ne çok "zengin"'mişim!




Hayallerimi sıraladım bugün. Tek bir tanesine takılıp kalmışım. Derin derin düşündükçe, ne çok planım, ne çok isteğim, ne çok yapacaklarım çıktı ortaya. Nasıl da unutmuşum!

Harekete geçmek lazım. Benim bir sürü hayalim var... 
"Çok çalışmam gerek, çok!" :-)))))





Amanıııııınnnnnnn.. En önemli şeyi unutmuşum ya! Ah be akıl baştan gidince, her şeyi unutuyor ya insan!
Kızım, Bikini, tepeleme döveceğim seni de, çok işim var daha seninle.. Elim kolum bağlı kalıyor böyle!!! :-)))))

Sen, "Aman da en önemli şey bu!", "Sağlıkta ilk iş!", "Her şeyleri bırak, onu asla!" de ve yaz... Amma ve lakin...

Neyse, dur kızmıyorum. Hatırladın ya! Çok şükür. ;-)))

Su...
Su...
Su...
Bu haftanın tek konusu bu!

Bir git de tekrar yazdığın yazıyı oku: "Su Hayattır!"

 


Yetmedi "Alkali Olma Durumu" yazına da göz at da, Alkali Su'ya kendini veriyor musun, vermiyor musun, göreyim yani?!

Malum, çeşmelerden akan her tür su, ölü. Sağlık yok içerisinde. Canlandıransa - seni iyi yapan, içini temizleyen, can veren, hayat veren, gençleştiren, sağlık veren - mikro-su'dur, ya da şu ara popüler olan adı ile Alkali Su'dur.

En fenası, hem sağlıklı suyumuz bitti, hem de çay kahve, cola bira, derken, su içmeyi unuttuk. Ve henüz, "sağlıklı susuz" yaşama mutasyonuna uğramadık!

Dolayısı ile hala, suyun alkali değerini yükseltip, vücudumuzda oksijenin taşınma kapasitesini arttırmak zorundayız. 

Zaten, bu, tüm hastalıkları def edecek tek yoldur. Kanseri bile. Allah korusun!

Dahası, bel bölgesi yağlarını eritmek, Alkali Su'dan geçer. 

Bedenin sağlıklı oluşu, ince beldendir! 




Her güne en az 3 litre Alkali Su yazdım böylece... 
Uymayanın canına okunur!
Burnunu koparırım bilesin! :-)))))))))))))))))))))))



14 Eylül 2014 Pazar

Sihirli Sağlık


Sonunda kafayı toparladık!
Ya da iyicene sıyırdık; "sihir"'lere verdim kendimi, malum, şu ara... :-)))))))

Peri Tozu

If you have a special garden
Where flowers and trees are found
Then take a pinch of fairy dust
And sprinkle it around
The fairies will take notice
And at the end of day
They'll tiptoe out upon the grass
And dance the night away


Hiç de kolay değilmiş hani, her güne 10 yeni nimeti sıralayarak başlamak. "Aman da saçım ne güzel!", "Oley, bugün cuma!" türü şeyler çıkmıyor değil. Ama her şeye minnet duymak, sanıyorum tam da böyle bir şey.

Minik sihirler gerçekleşmeye de başladı sanki.

İlk gün, hala adını bilmediğim, ofisteki yardımcı ablamız, kulağıma, "İlacınızı içmeyecek misiniz?" diye fısıldadı. Aval aval dakikalarca suratına öylece baktım. Konudan kimselerin haberi yok, nasıl olur? Bilinsin de istemiyorum zaten. Ve gerçekten de Hayat İksirimi içmeyi atladığımı hatırladım. "Tamam, canım, teşekkür ederim."'mi nasıl dediysem, şaşkınlığımı anlayıp, açıklama yaptı. Meğer, bulaşık makinesini çalıştıracakmış da shaker'ımı da yıkayası varmış. Protein Toz'undan bahsediyormuş. 
Kimselere çaktırmadan iksirimi içtim. Sonra yanına gidip, güzelce kucaklayıp, teşekkür ettim.

Daha 10 gün önce, HQ ile yaptığımız konferans toplantımızda, 2. bir asistan için 2015'i beklememiz gerektiği net kararı alındı. "Ama ben yetişemiyorum!" hayal kırıklığı ile ortalıkta dolanırken, çat diye, bu perşembe, "onaylandı" maili geldi. İnanamadım! Mutluluktan uçuyorum.

Ya, özel günler ile arası hiç olmayan, tipik bir erkek olan Benimkine ne demeli? Evlilik Yıl dönümümüzü 00:01'de minik bir sürprizle kutladı. Benim aklımdansa, tamamen çıkmıştı.

Bugün kendimi, "Ne şahane bir sonbahar günü." derken yakaladım. Oysa ben, bir yaz çocuğu olarak, beni yazdan kopardığı için onu hiç sevmezdim. Bu gidişle kışı da sevmeye başlayacağım anlaşılan.






Ama galiba, en önemlisi, varken sağlığımıza minnet duymayı hep hatırlamak.

Elim ayağım tutuyor. Hayattaki en büyük özgürlük bu değil mi?

Ya, muhteşem duyular? Tat alamasam, yemek yemenin zevki nasıl olacak? Koku duyabilmek, ne harika bir şey. Dokunmak, sarılmak, huzurun kendisi. Hayattaki yolumu görmemi sağlayan gözler, mucizevi. Duyabiliyorum müziği ve doğanın sesini.

Beynim ve muhteşem zihnim...

7/24 durmaksızın çalışan trilyonlarca hücrelerim...

Vücudumdaki her şeyi filtre eden, temizleyen ve yenileyen organlarım, düşünmeme bile gerek kalmadan, mükemmel şekilde çalışıyorlar.

En mucizevisi, şüphesiz, kalbim. Vücudumdaki her bir sisteme hayat akışını o sağlıyor.






The Magic 4. Gün olan Sihirli Sağlık Alıştırması'nı benim her gün yapasım geldi. 

Buldum!!! Sihirli Plank! ;-)

Beden farkındalığını en şahanesiyle geliştiren Plank duruşu ile sağlık nimetlerime doyasıya minnet duyayım; elime ayağıma, tek tek tüm kaslarıma, kemiklerime, her bir organıma, tüm hücrelerime, 
duyularıma... 


Plank Pose


Ve ardından, her bir duruşta, derin bir "Teşekkür Ederim.".



Down Dog

Up Dog Pose


Child's Pose



SAĞLIK ARMAĞANI BENİ CANLI TUTUYOR.






Teşekkür ederim.
Teşekkür ederim.
Teşekkür ederim.






Dur dur dur.. Yazı bitmedi Bikini daha. 
Asıl konumuzu da unutmayalım, geçiştirmeyelim, yani!
Bir ara 57,7 kilo ve 72 cm bele kadar ulaştın hani.
Bugün, 56,6 kilo ve bel 70 cm.
Yavaş yavaş her şeyleri de yoluna koyma zamanı geldi, di mi?! ;-)




8 Eylül 2014 Pazartesi

Uçtum ben!


Allah'ım, ümidimin kırıldığı şu gün, benim için, hayal ettiğimden de daha güzel planların olduğunu hatırlamama yardım et.




Çok şiştim. O kadar çok şişim ki, nefes almakta zorlanıyorum. Her yanım patladı patlayacak gibi. Üst beden ayrı, kollar ayrı, bacaklar davul resmen. "Değişiklik iyidir" deyip, eve yenilik katmak için gittiğim IKEA'da, çocuk bölümüne geldiğim saniyeden beri de gözlerim...

İsyanım şu ilaca! Hani yardımcı olacaktı? Hani iyi gelecekti? Hani, hiç olmazsa fiziki rahatlık sağlayacaktı? Hani sağlık verecekti? 

Beden de altüst, duygular da!

Bir mucize olsa ya! Bir sihir!

...


Ya evet, MUCİZEVİ bir SİHİR!!!

...


Hem SİHİR'e inanmayan, onu asla bulamaz, di mi?!





- Ahanda, bu kızı tamamen kaybettik, ben söyleyeyim!
+ Karışma sen, mantık kafası! Peri tozu getir bana, uçacağım ben!




Giyineyim:




Kuşanayım:




Ve SİHİR başlasın!




İlk iş, şu ilacın adını değiştirmek olsun! 
Hem zaten ilaç denilen şeyi hiç sevmem!

Bana her Allah'ın günü hasta olduğumu hatırlatıyorsun!!! Sevgili Trisequens, sen Balık Yağı gibi, mutluluk ve sağlık katan bir şeysin aslında... Sihir bu ya, senin yeni adın, her derde deva, şifa ve gençlik katan, "AB-I HAYAT", yani "HAYAT İKSİRİ" olsun!




Tez vakitte de "The Magic" uygulamaya konula!





Böylece, HAYALLER gerçek ola!






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...